21 Temmuz 2010 Çarşamba

ben diyorum devlet olmasın, sen diyorsun evet mi, hayır mı

" yönetilmek, ne bunu yapacak hakka, ne bilgeliğe, ne de erdeme sahip yaratıklar tarafından, gözaltında tutulmak, casus gibi izlenmek, idare edilmek,yasalara bağımlı kılınmak, sayılmak, kaydedilmek, fikir aşılanmak, vaaz verilmek, denetlenmek,hesaplanmak, değer biçilmek, sansür edilmek ve emredilmektir. yönetilmek her türlü işlemle, her türlü hareketle not edilmek, kayda geçirilmek, sıraya alınmak, değeri belirlenmek, lisans verilmek, yetki verilmek, nasihat edilmek, yasak koyulmak, reformdan geçirilmek, düzeltilmek ve cezalandırılmaktır. yönetilmek, kamu yararı gerekçesiyle ve genel çıkarlar adına yükümlülüğe bağlanmak, yetiştirilmek, soyulmak, sömürülmek, tekellere bağımlı kalmak, zorbalığa maruz kalmak, köşeye sıkıştırılmak , gizemlerle büyülenmek ve yağmalanmaktır; en ufak bir direniş ya da yakınma sözcüğü karşısında baskıya uğramak, ceza görmek, aşağılanmak, taciz edilmek, takip edilmek, istismara uğramak, sopayla dövülmek, silahsız bırakılmak, hapse atılmak, yargılanmak, mahkum edilmek, kurşuna dizilmek, sürgüne gönderilmek, feda edilmek, satılmak, ihanete uğramaktır; alay edilmek, gülünç düşürülmek , öfkelendirilmek, onursuz bırakılmaktır. devlet budur, onun adaleti budur, onun ahlakı budur." pierre-joseph proudhon

Devlet benim için tün bunları ifade ederken, sen ''evet mi diyeceksin hayır mı'' diye soruyorsun. Neye evet diyeyim; çocukken asılanlar, anayasa oylamasından önce aklına gelip ağlaya sızlaya oy isteyenlerin, en büyük vicdansız kenan evreni, köşkte kabul edip, bu zamana kadar yargılanması için en ufak bir şey yapmayanların, kadın ve erkeğin eşit olmadığına inandığını söyleyip, ''alkol içmeyin üzüm yiyin'' diyerek bizimle dalga geçenlerin (başka bir açıklama bulamıyorum bu sözlere), hala yargı reformunu yapamayıp bin bir bahane arayanların, Kürt sorunu için tek söyledikleri ''açılım'' olan, toprak reformunun t sini ağzına almayıp, üstüne ha bire ''şehitlerin kanı yerde kalmayacak, pkk yı yeneceğiz'' diye kırk yıldır söylenen lafları söyleyenlerin, tüm bunların üstüne hükumet olduklarını unutup, yapamadıkları ve yapmadıkları şeylerin için, sağa sola fırça atanların beni yönetmeye devam etmesine mi evet diyeyim.

Yoksa; ramazanda alkol kullanmayın diyecek kadar takiyeci olabileceğini gösterenlerin, kızlar istediği gibi üniversiteye girecek deyip, sonra parti tabanından baskıyı görünce dönecek kadar korkak olanların, Kürt sorununu ne yapacağı konusu sorulduğunda hala ''yoksulluğu yenip, düzelteceğiz'' deyip, buna inanların, çömeldin çömelmedin gibi abuk bir konuyu 1 ay konuşan, üstüne sipere gidip ayakta poz verenlerin bizi yönetmesi için mi hayır diyeyim.

Demiyorum ikisini de. İleride, devleti kaldırıyoruz; ''evet mi hayır mı'' diye sorarsanız o zaman düşünürüm oy vermeyi.

16 Şubat 2010 Salı

Güzel bir hatunla göz göze gelip konuşamamak

yolda yürürken ya da bar, kafe, kitapçı, market, banka sırası, otobüs, gibi güzide ortamlarda, çok güzel bir kızla göz göze gelirsin ve o an hissedersin bir şeyler olduğunu (ya da olmasını istersin) böyle için bir acayip olur, heyecanlanırsın, yüzünde istemsizce bir gülümseme oluşur, o anda dünyadan soyutlanırsın sanki sadece sen ve o vardır görmezsin kimseyi, duymazsın ne dediklerini, hele bir de gülümsemişse dünyanın en mutlu adamı olursun, hissettiklerinin tek taraflı olmadığını onunda senden hoşlandığını düşünmen için bir nedenin vardır artık, sana gülümsemiştir.

Ama sonra onula gidip konuşman gerektiği aklına gelir çünkü gidecektir birazdan, birası bittiğinde; sana baktığında heyecanlandıran gözleri kaybolacaktır, durağı geldiğinde; sen camdan gidişini seyredeceksin, parasını çektiğinde; yemek yemeğe yalnız gidecektir.

Bilirsin bunların hepsini ve bunların olmaması için, beraber bira içebilmek için onunla konuşman gerektiğini de bilirsin (türk kadınlarının sadece %2.321 i hoşlandığı bir erkekle gidip konuşuyormuş) ama işte gidemezsin kalırsın olduğun yerde sadece bakarsın, hayal edersin. ne kadar kendini ''git konuş lan ne olacak altı üstü siktiri yer oturursun ne yani, hem torunlarına anlatacağın hikayelerin olur'' şeklindeki sözlerle gaza getirmeye çalışsan da, olmaz yapamazsın ama işin ilginç tarafı niye yapamadığını sen de bilmezsin, öyle utangaç birisi değilsindir, konuşmaya başladığın zaman geveze bile sayılabilirsin ama o anda konuşamazsın, seni durduran bir şeyler vardır. hatun sana bakar, sen ona ama sonunda ikiniz de ayrı yollara gidersiniz. gözden kaybolduğunda bilirsin ki bir daha karşılaşmayacaksınız, acaba konuşsaydım nasıl olurdu diye hayal ederek gidersin yoluna.

yazı biterken Damien Rice --Rootless Tree (2007 Live) çalıyordu efenim, güle güle.

fuck you, fuck you, love you

29 Aralık 2009 Salı

erkeklerin kadınlardan daha çok tuvalette kalması üzerine

erkek canlısı kakasını yapmak üzere tuvalete gittiğinde, ortalama olarak 10 dakika 33 saniye ile 20 dakika 15 saniye arasında değişen sürelerde orada kalıyor. yaptığım gözlemlere göre ise kadın canlısı ortalama olarak 5 dakika 13 saniye tuvalette kalıyor (evet sevgili okuyucu üzgünüm ama kadınlarda kakasını yapıyor). Şimdi bu hanımefendiler bizim bu kadar uzun süre tuvalette kalmamızdan çok şikayetçiler, neymiş efendim orada ne yapıyorsunuz, işte bir insan o kadar saat niye klozette oturur, sen tuvaleti benden daha çok seviyorsun(var lan bunu diyen yalan değil) gibi laflarla kafa ütülüyorlar. Ve ben bir tuvalet bilirkişisi olarak bu durumu hanımefendilere açıklamak istiyorum.

ilk önce sıçmak erkek için önemli bir eylemdir, o an günün bütün stresini içindeki bokları attığı gibi atar, yalnız kalır, düşünür.( zaten 'türkün aklı ya sıçarken yada kaçarken çalışır cümlesi' 'türk erkeğinin aklı ya sıçarken yada kaçarken çalışır ' şeklinde değiştirilmesi gerekir) hatta içeride bizim için önemli olan bir çok sorunu çözüyor olabiliriz. sabah uyanınca tuvalete gidenler bütün günün planını yaparlar, gece gidenler bütün günün muhasebesini yaparlar. birde sigarasını yakmışsa ondan daha mutlusu yoktur, dokunmayın işte adama.

ayrıca gazete, dergi, (benim tercihim uykusuz okumaktır) deterjan kutusu, sabun kabı okumak, fayansları saymak gibi insanı rahatlatan eylemlerde bulunuyoruzdur. ve ben şimdiye kadar hiç, elinde gazete ile tuvalete giden kadın görmedim.

yani siz kadınlar tuvalette okumuyor, düşünmüyor, uykusuz sayesinde şen kahkahalar atmıyor ,stres atmıyor, tuvalete gitmeyi günün en önemli rahatlatıcı faaliyetlerinden birisi olarak görmüyorsanız, biz ne yapalım.

Yazı biterken Godspeed You Black Emperor!-- sleep çalıyordu. güle güle efenim.

27 Aralık 2009 Pazar

çorap lastiğinin bacağı sıkması üzerine

Çorapların o lastik kısmı niye inatla çok sıkı yapılır anlamıyorum arkadaşım. Yok hani deniyorum mantıklı düşünmeye çalışıyorum da olmuyor,1 liralık çoraplardan tutunda 10 liralık çoraplara kadar,hangi markanınkini alırsan al hepsi aynı azizim, tüm çoraplar bacağı sıkarak kangren yapmak üzerine kurgulanmış resmen.

lan işte tek derdimiz çorap aşağıya kaymasın, kıllı bacağımız gözükmesin değil mi, bunun için niye bu kadar sıkı yapıyorsun o lastiği, resmen kan dolaşımımız engelleniyor, dışarı çıktığımda falan çorabın lastik kısmının yerini değiştirmekten konuşmalara konsantre olamıyorum, birisi bir şey anlatıyor ama ben ''lan çorap gene çok sıktı, bak nasıl kaşınıyor'' diyerek bacağımı kaşımaktan, o çorabı yapana küfür etmekten karşımdakinin ne dediğini anlamıyorum. Bide lastiğinin yerini değiştirmeyi unuturum korkusu var ki hiç sorma, çünkü; eğer unutursan eve geldiğinde direk çorabın şeritler halinde izini çıktığı, kıpkırmızı bir bilek seni bekliyor olacak.

Aldığım çorapları babadan kalma alışkanlıkla lastiklerini kesiyorum ama pek becerikli olmadığım için bütün çoraplarım delik deşik olmuş durumda, korkuyorum lan hayatımın aşkıyla karşılaştığım zaman çoraplarımın o halini görüp benden soğuyacak diye. Bakın buradan sesleniyorum çorap üreticilerine adam gibi gevşek lastikli çorap yapın, yoksa külotlu çoraba geçip bu dertten tasadan toptan kurtulacağım da bakma işte dayanıyorum biraz daha.

yazı biterken explosions in the sky - magic hours çalıyordu güle güle efenim

22 Aralık 2009 Salı

kendini anlamamak

Hayatında her şey olması gerektiği gibi giderken, hiç bir sorunun yokken, mutsuz olmak ve niye mutsuz olduğunu bilmemek, daha önce istediğin her şeyi geçekleştirmene rağmen içinde bir yerlerde hep bir şüphe olması, seni rahatsız eden o duygunun bir yerlerde durması ve senin onu bir türlü tanımlayamaman, niye kötü hissettiğine bir türlü anlam verememen; ne pis, ne boktan bir durumdur.

Canın hiçbir şey yapmayı istemez. film izleyeyim dersin olmaz öyle boş boş ekrana bakar durursun. kitap okuyamazsın kelimeler anlamsızdır hiçbir şey canlandırmazlar kafanda, bir sayfa da yarım saatin geçer. annenle konuşamaz, babanla tavla oynayamazsın. çok sevdiğin tatlıyı yiyemezsin tadı yoktur çünkü. uyumak bile eskisi gibi keyif vermez 5 saatte uyusan; uykusuzsundur, 12 saatte uyusan; uykusuzsundur. sevgilinle gezmek eziyettir ''niye böyle dalgınsın'' sorusuna vereceğin cevabın yoktur çünkü. Akşam üzeri dostlarınla bira içemeye gittiğinde bile eskiden yaptığın gibi içten gülemezsin, her 2 dakikada bir; bi tel kopar içinde bi cızırtı oluşur beyninde, sanki inşaat işçileri kafanını içinde çalışma yapıyorlardır, hep daha derine hep daha derine kazıyorlar ama topraktan başka hiçbir şey çıkmıyor dışarıya, sadece kazıyorlar sanki dertleri cevap bulamak değil, sanki sadece senin gülmeni,mutlu olmanı engellemek için kazıyorlar, çıkardıkları toprağı senin mutlu olmanı sağlayacak cevapların üstünü örtmek için kullanıyorlar. sadece sorular var, sadece sorular.

Karşındakine kendini anlatmak için,''neyin var oğlum'' sorularına cevap verebilmek için, bir umut konuşursun içindeki ses le; ''bak beraber karar verdik her şeyi bir kenara bırakıp hayatımıza yön verdik, böyle yaşamak istiyoruz dedik ve yaptık bunu, amacımızı gerçekleştirdik. ama şimdi senin derdin ne, ne istiyorsun, ne yapayım'' ama o da sana ne istediğini söyleyemez çünkü o da senin gibi bilmiyordur ne yapmak istediğini. yani kalırsın öyle ortada mutsuzluğunun nedenini bile anlayamadan, yaptığın hiçbir şeyi gönül rahatlığıyla yapamadan, belki bir gün anlarım umudu ile yatar, kalkarsın.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Kadınlar hakkında dersler (bölüm 2)

Birinci bölümde esneklik kuralından, gazcı arkadaştan ve dış görünüşün bi kısmından bahsetmiştik (bknz: Kadınlar hakkında dersler bölüm 1) bu bölümde dış görünüşten devam edip ilk buluşmada yapmamız gerekenlerden bahsedeceğiz.

Dış görünüşte saçlarla ilgili ikinci bir nokta var, şöyle ki; olum mallık yapmayın lan, öyle kafaya jöleyi basıp parıl parıl niye çıkıyorsunuz hatunun karşısına. Lan kaleci volkan bile jöleli kafayı bırakınca dünyanın sayılı kalecileri arasına girdi, sen daha bir kova jöleyi kafana sürüp, saçlarını danaya yalatmış gibi geziyorsun ortalarda. Yapma bunu adam ol, benim gibi kıvırcık saçlara sahip olsan bile bonus gez daha iyi (gerçi o zamanda ''yakışıklı değil ama sempatik'' damgası yiyebilirsin de olsun, parıl kafa olmaktan iyidir ) Ya da az sür olum doğal gözüksün saçların.

Bir diğer konu kokumuz. Şimdi burada da farklı görüşler var; türk kadınlarının %68.987 si parfüm kokusunu tercih ederken son dönemde moda olan akımla beraber geri kalanlar ''parfümü değil, erkeğin kendi kokusunu daha çok severim'' diyorlar. Ama canım içi ne dedim kendi kokusunu dedim ''ter'' demedim, bak delirtme beni hafta bir pazar günleri kazan yanınca banyo yapmak bitti olum, o devir kapandı. Dışarı çıkarken duşunu al öyle çık. Görüyorum bak otobüste, dolmuşta ekşi ekşi ter kokuyorsunuz o kokuyla bırak sevgili olmayı, kadının yanına gittiğin anda siktiri yersin. Sonra bana gelip ağlıyorsun ''abi ben kadınları anlamıyorum'' diye . Rollon lar falan var 3 liraya onlardan sür ohh mis, kendi kokunla çık karşısına.

Parfüm süreceksen de yıkanma olum parfümle iki fıs fıs yeter, suyla banyo yapacaksın, parfümle değil. Ha ter kokuyorum banyoda yapamadım bari parfüm süreyim de kokmasın diyeniniz varsa; kalkıyor bilgisayarın başından ve atıyor kendini camdan aşağıya, diyecek lafım yok çünkü benim o adama.
Koku deyince bir de ağız kokusu var tabi öküzlük yapıp kızla bulaşacağın zaman; öyle bol soğanlı çoban salatası, işte sarımsaklı yoğurdu üzerine boca ettiğin canım mantıyı, ya da güzelim sucuklu yumurtayı yeyip gitme. vallahi elimde kalırsın, adam gibi, kokmayacak bir şeyler ye dişlerini de fırçala, önlem olsun diye bi tane de karanfil at ağzına öyle git.

Giysilerine gelince bak evladım: filmlerdeki gördüğün adamlar gibi giyinmeye çalışmana hiç gerek yok. Öyle allı morlu, pembeli,güllü falan şeyleri giyip riske giriyorsun, azıcık ayarı kaçırdığında da ''karizma abidesi, cesur erkek'' değil palyaçoya dönüyorsun. Klasikten vazgeçeme; düz, önünde arkasında yazı olamayan şeyler giy, siyah her zaman hayat kurtaran renktir ve daima her şeye, her kese yakışır o da olmadı mavi giy mavi de candır.
(Not: Üstünde ejderha deseni olan gömleklerin var olduğuna dair rivayetler var, ben bu gömleklerden hiç görmedim ama anlatanların yalancısıyım. Bu gömlekleri giyen erkeklerin %98.165 inin ilk buluşmasında kızla öpüştüğü söyleniyor, bir de siyah gömlek üzerine kırmızı ejderha desenli gömlek varmış, dünyada bir tane bulunuyormuş, rivayete göre bu gömleği giyip kızla buluşmaya giden her erkek o gece o kızla sevişmiş. eğer bu gömlekleri bulursanız kaçırmayın bu fırsatı derim)

Evet dış görünüşümüzü hallettikten sonra kızla buluşmayı ayarlamaya geldi sıra. ilk bölümde cesaretimiz toplayıp konuşmamız gerektiğini rakamlara dayanarak açıklamıştık ve bunun için de en büyük ihtiyacımız; gidip konuşmamız için bize gaz verecek bir arkadaşımızdı. Bir kadınla konuşmak hayattaki her olay da olduğu gibi tecrübe gerektirir, ne kadar bu gidip tanışma konuşma olayını tecrübe ederseniz o kadar başarılı olursunuz ve bu tecrübeyi kazanırken de ilk başlarda siktiri yemeniz çok normaldir, takmayın kafanıza fazla olur öyle şeyler, ben tokat yiyenini bile biliyorum (ben değil olum bir arkadaştı) ama işte ilk başlarda konuşmak için hatunu iyi seçmeliyiz.
Her gördüğünüz güzel kıza asılmayın olum bakıyorsun hatun Scarlett Johansson gibi. Diyorsun ki ''oofff lan ne güzel kızmış geçen bir blogu okudum; tip öneli değilmiş cesur olup gidip konuşmam yetermiş'' dersen sen de johnny depp olmadığın için alırsın babayı, o kadar değil yani bil azıcık ayarını, çok güzel hatunlar üstünde ki denemeleri, en az yirmi kadınla konuşup, ayarlamaya çalıştıktan sonra yapabilirsin.
Şimdi yapacağın şey sana bakan hanım kızlarımızla konuşmaya çalışmaktır. Unutma bir kız senden hoşlanıyorsa gelip onunla konuşmanı istiyorsa, mutlaka ama mutlaka belli eder. Böyle kaçamak bakışlar atar, seninle aynı ortamda bulunmak için çabalar, mesela kalktın tuvalete gidiyorsun o da o anda gider tuvalete, ve en önemlisi göz göze geldiğinizde gülümser, tabi her gülümseyen hatuna da atlama ayı gibi, belki başka yere bakıyordur o anda sana denk gelmiştir. benim kriterim üçtür, gözleriniz üç kere denk geldiğinde, üçün de de gülümsüyorsa git konuş derim azizim hiç korkma.

Tabi konuşurken güzel bahaneler bulamak işe yarar. Genelde zaten kesiştiğin sana gülümseyen hatun için merhaba demen yeterlidir ama bazen yetmeye de bilir yaratıcı olman gerekebilir o durumlarda o da başka bi yazının konusu olur, ayrıca yaratıcı taktikler veririz.

Kesiştiğin ve doğru sinyalleri aldığın hatunla gittin konuştun ve zaten seni bekleyen hatundan buluşmayı kopardın. Beraberken yapman gerekenlerden bahsedelim biraz da; ilk başta elini sıkarken, iyi sıkın lan biraz, ne o öyle yarım yamalak el sıkmalar sanki kirli pis bir şeye dokunuyormuş gibi parmağının ucuyla tutmalar, adam gibi kavrayacaksın elini, tabi fazla ayılık yapmadan türk milletinin en büyük özelliği olan ''vur deyince öldür'' olayına girmeden varlığını hissettirecek şekilde sıkacaksın ve sıkarken de gözlerinin içine bakıp gülümsemeyi unutma.
bu ilk karşılaşmalarda türk kadınlarının % 15 i gibi ufak bir kısmının elinin öpülmesinden hoşlandığına dair rivayetler var ama bence bu riske girmeye değmez.
Ve en önemli olay kibar ol lan ayı kibar, öküzlük yapma, asla daha samimi olmadan lanlı lunlu konuşma, yürürken yol ver, bir yere girecekken falan kapıyı tut, kibarca yana çekil söyle hafiften beline dokunup (bak öküzlüğün tutmasın gene kibarca dedim, hafifçe dedim) onun önce geçmesini sağla. bir yere oturduğunuzda sandalyesini çekme gibi bir atraksiyon da, genel de türk hatunlarında pek işe yaramasa da sana hiçbir şey kaybettirmez deneyebilirsin.

Nereye gidilecek konusunda da esneklik kuralı çalışır, her hatuna göre mekan değişir kimisi; ''ayy burası ne kadar sıcak küçük böyle ev gibi'' diyerek salaş yerleri sever, kimisi; boğaz manzaralı, gelecek hesap senin iki maaşın kadar olan yerleri sever, kimsi; 25 yaşından sonra kafanı siken, böğürmeden başka bir şeyin anlaşılmadığı metalin bir türü olan (o kadar çok türü var ki bilmiyorum isimlerini) güzide müziği çalan mekanları sever.
Ama bence neresi olursa olsun asıl dikkat etmen gereken hususlar var. Birincisi: gideceğiniz yeri önceden belirleyin ve şuraya gidelim diyin. Türk kızlarının %63.456 sı kararsız erkek sevmez.
İkincisi: ilk buluşmada birbiriniz duyabileceğiniz bir yere gidin, öyle bangır bangır müzik olan yerlerden uzak durun ( yüksek sesli müzik yapan yere gidersek; birbirimizi duymak için mecburen dip dibe gireriz yakınlaşmış oluruz diyen abazanları duyuyorum, valla ıslak meşe odunu ile girişirim size, kendinize gelin )
üçüncüsü: bira içebileceğiniz bir yere gidin, iki bira ikinizi de rahatlatır, cesaretinizi arttırır daha rahat konuşursunuz.

Gene çok yazdım ''türkler uzun yazı okumaz'' kuralını unutuyorum hep neyse 3. dersde görüşmek üzere.

yazı biterken birsen tezer - bilsen çalıyordu. Bu yazıya çok büyük katkısı olan şu http://abussz.blogspot.com blogun sahibi abussz'a sonsuz teşekkürler. güle güle efenim.

18 Aralık 2009 Cuma

Kadınların ilgi hastalığı

Evet yapılan çalışmalara göre sevgili bulan kadınların %88.345 inde böyle bir hastalık görülmüş. Bunlar sevgililerinin her yaptığı şeyi bilmek isterler, o cep telefonu yok mu, o telefon var ya resmen ilişkilerin ağzına sıçmak için bulunmuş bir şey. Kadınlar istiyorlar ki her yerden bunlara rapor verelim, her yaptığımızı bildirelim,niye çünkü cep telefonu var bir mesaj yazmak ne kadar zaman alabilir ki, en fazla bir dakika, bir dakikamızı ayırıp mesaj atamıyor muyuz yani sevgilimize.

--Şu anda tuvalete gidiyorum sevgilim muck---
--- şu anda yeni filme başladım bitanem öpüyorum :) gıdından---
---şimdi dışarı çıktım bizim çocuklarla buluştuk hayatım öptüm istediğin bir yerden :)---
--şimdi bira içiyoruz canım hiç kız yok etrafta :p merak etme muuuccckkk---
---şimdi eve dönüyorum sevdiğim---,
---aa öpmeyi nasıl unuturum kusura bakma sevgilim öpüyorum uzun uzun yatamadan ararım konuşuruz---.

Bu ne lan böyle ilişkimi olur bu kadar mı manyadınız, hayır bide arayıp sormasan ''ama ben seni sormak için zaman yaratıyorum sen nasıl 3 dakikanı ayırıp beni aramıyorsun'' derler. Yav arkadaşım sorun zaman değil ki, sorun sizin bu ilgi isteme manyaklığınızın çığırından çıkmış olması. İşin vardı aramadın 5 saat ama senin işte olduğunu biliyor.

çalar telefonun çok soğuk bir ses tonuyla
--sevgili kişisi (sk): ne yapıyorsun
gayet normal ses tonuyla
--erkek (e): ne yapıyım sevgilim işteyim işte toplantıdaydık, çok yoğundu bugün. sen ne yapıyorsun
sk:hiç ne olsun uğraşıyorum öylesine, 5 saat aramadı biri de, onu düşünüyordum
E: ama bitanem işim vardı biliyorsun.
sk: biliyorum da, ben işim varken bile seni arıyorum,zaman yaratıyorum, sen hiç aramıyorsun bi 3 dakika arayıp ne yapıyorsun diye bilirdin, ne yani hiç tuvalete gitmedin mi şimdi insan o arada arar.
E: ama sevgilim ne ilgisi var tuvalete giderken de seni mi arasaydım biliyorsun işte ne yaptığımı.
SK: tamam uçanpastırma(isim söylenir çok kızmıştır çünkü) tamam neyse bakalım, hadi işim var şimdi görüşürüz sonra (trip in allahı oluyor bu ve hatununa göre değişir kimi ''peki öyle olsun'' der kapar kimi ''anladım görüşürüz'' der )

İşte buradan sonra erkek boku yemiştir artık en az yarım gün uğraşır, o 5 saatte niye aramadığını açıklamak için. nasıl büyük bir eşek, nasıl büyük bir bencil, umursamaz, düşüncesiz olduğunu kabul edene kadar sürünür.

Ama işte anlamıyorsunuz bizi nasıl sıktığınızı nasıl yanlış yaptığınız , yav kardeşim bi gün mesajlaşmasak ne olur allah aşkına söyleyin, ne olur hiç araşmasak, o koduğumun cep telefonunu kullanmasak bi gün de birbirimizi özlemesek mesaj atıp ''ama sen beni hiç özlemiyorsun'' demesen, özlemiyorum tabi çünkü izin vermiyorsun, sürekli bi iletişimde olma isteğiyle yanıp tutuşuyorsun.

ulan bu telefon olmadan kızlar ne yapıyordu anlamıyorum ha.
büyük ihtimalle erkekler eskiden o yüzden güvercin besliyordu evlerin damında, hem de en az 2 tane besliyorlardı ki güvercinin birisini gönderiyordu ''alın yazım seni çok özledim ama tarlaya gidip çapa yapmam lazım öpüyorum yataktan (bekleyeceğiz evlene kadar merak etme :p)'' yazan bir notla. güvercinin gitme süresi yarım saat gelmesi de yarım saat ama toplam 1 saat uzun süre, nasıl 1 saat habersiz durabiliriz, güvercin karşıya ulaştığı zaman, yani yarım saat sonra, ikinciyi de yolluyordu ''yoldayım gülüm, daha varamadım tarlaya'' diye. Ama işte olur da güvercin ulaşmazsa karşıya bak sen zavallının haline.

Neyse sevgili okur sen gene de bir gün mesajlaşmayalım araşmayalım diye öneride bulunma yarine. Çünkü bu öyle bir hastalık ki aramadığın ilk bir saatin sonunda; kadında titreme başlıyor, soğuk soğuk terler döküyorlar,2 saatin sonunda ateşi 39 a yükseliyor,2.5 saatin sonunda hala aramamışsan 41 e kadar çıkıyor ve hayal görmeye başlıyorlar: elinde cep telefonu ile bir beyaz atlı prens onlar geliyor; kaslı,zengin, yakışıklı, iyi sevişen bir erkek, hem de günde 20 kere arayıp soran birisi. Tabi bu hayali de gördükten itibaren 3 saati kalıyor, bu 3 saatin sonunda hala aramamışsan kendi kendilerini infilak ediyorlar. Bence girme bu vebalın altına ara sen sevgilini her yarım saatte bir.

yazı biterken Mark Knopfler and Emmylou Harris - Right Now çalıyordu, güle güle efenim öptüm, muck.